uzmanannem: O Bizim Küçük Mucizemiz


Oğuz Kaan Aslan'ın Doğum Hikayesi


Aslında kolay bir hamilelik geçirdim diyebilirim. İlk dört bulantım çoktu hatta birkaç kez bayıldığım da oldu. Son üç ayda da kasılmalarım sıktı. Her an doğuracakmışım gibi hissediyordum ama kızımda da öyle olduğu için çok sorun etmiyordum. Oğlumun muhtemel doğum tarihi 21 ağustos 2013 idi. Düzenli olarak doktor kontrollerimize gidiyorduk ve doktorumuz her seferinde her şeyin normal olduğunu hiçbir sorun olmadığını söylüyordu.

1 ağustos günü doğum öncesi son kontrolümüze gittik. Doktorumuz bebeğimizin 2,600 kg olduğunu (haftasına göre 200 gr kadar az) ancak doğuma kadar 3 kg’ı bulacağını ve büyük ihtimal minyon bir bebek olacağını söyledi. Sezaryenle doğum yapacağım için Ramazan bayramından hemen sonra 12 ağustosta doğuma alabilecekti. Bense 13 sayısını sevdiğim ve 13.08.2013 tarihinin daha akılda kalıcı olacağını düşündüğüm için bir gün sonra olmasını istedim ve doktorum da kabul etti. 13 ağustos 2013 saat:09.00 a doğum için randevu alarak doktorun yanından ayrıldık.

Havalar çok sıcaktı, bir hamile içinse çoook sıcak. Son günler zor gelmeye başlamıştı. Aslında 11-12 kg almıştım ama sıcağında etkisiyle hareket etmekte zorlanıyordum. Tabii bir de ilgilenmem gereken 3,5 yaşında bir kızım vardı.

Ramazan bayramının bittiği gece (10 ağustos cumartesi) artık dayanamaz hale geldim ve doktorun randevusunu bir gün sonraya attığım için pişman oldum. Yatmadan önce yatağa oturdum ve “Allah’ım daha fazla dayanamayacağım. Hayırlısıyla bir an önce doğsun oğlum.” diye dua ettim. Çok uzun bir gece geçirdim. Neredeyse hiç uyuyamadım. Sabah kalkıp banyoya gittiğimde iç çamaşırımın biraz lekelendiğini gördüm ve kadın doğum uzmanı olan kuzenimin eşini (aynı zamanda doktorumun arkadaşı) aradım. Nişan gelmiş yani doğumun başlamış olabileceğini söyledi ve doktoruma ulaşmaya çalışacağını söyledi. Biz de hastaneyi aradık ve nöbetçi doktorla konuştuk. Doktor da doğumun başlamış olabileceğini, acil hastaneye gitmemi söyledi.

Herkes kahvaltısını yaparken ben hızlı bir duş aldım ve sonra kızımı kuzenleri ve anneannesiyle bırakarak ablam ve eşimle beraber hastaneye gittik. Hemen NST cihazına bağladılar. Evet doğum başlamıştı. 1 cm açılmam vardı ve sancılarım sıklaşmaya başlıyordu. Nöbetçi doktor kendi doktorumla (kızımın da doğumunu gerçekleştiren doktor) irtibata geçtiğini, bayram tatili nedeniyle il dışından dönmekte olduğunu ve ancak akşama doğru Denizli’de olabileceğini söyledi. Yarım saat kadar daha bebek ve rahim hareketlerini takip ettiler. Sancılar sıklaşmaya başlamıştı, sancılardan sonra ise bebeğin kalp atışları düşüyordu. Nöbetçi doktor, doktorumu bekleyerek risk almak istemediğini söyledi ve hemen doğuma hazırlandım.

Kızımı epidural sezaryenle doğurmuştum ve oğlumda da istedim. Yani doğum sırasında uyanıktım. Anestezi uzmanı epidurali yaptı ve doğum sırasında başımda bekledi. Doğum sırasında doktor bebeğin kakasını yaptığını (hatırı sayılır miktarda) ama yutmadan yetiştiğimizi, beklemeyerek isabetli bir karar verdiğimizi söyledi.

Bebeği çıkarırken başucumda duran doktor “düğümlere baak” deyince birden kalp atışlarım hızlandı. Doktor göbek kordonunda sıkı sıkı iki düğüm olduğunu, bebeğimin yaşamasının mucize olduğunu söyledi. Bebeğimin ağlama sesiyle ben de ağlamaya başladım. Büyük tehlike atlatmıştık. 11.08.2013 14:45te canım oğlum Oğuz Kaan 48 cm boy ve 2,670 kg ağırlıkla dünyaya geldi. Göbek bağındaki iki sıkı düğüm yüzünden son 10 günde hiç gelişememişti. Hemen emzirmeye çalıştık. Kızımın aksine oğlum çabucak alıştı emmeye. 17.30 gibi epiduralimin doğum sonrası ilk dozu yapıldı ancak yarım saat sonra ağrılarım azalması gerekirken artıyordu. Hemşireye söylediğimizde biraz daha beklememizi, ancak etki edeceğini söyledi. Biraz daha bekledik ama ağrılar artmaya devam etti. Hemşire kanama olup olmadığına bakmak için karnıma basınca hayatımda yaşadığım en büyük acıyla çığlık attım ve ağlamaya başladım. Hemen bacağımdan bir ağrı kesici yaptılar. Ağrılarım yavaş yavaş azaldı. Geceye doğru yürümek için ayağa kalktığımda epidural kataterinin belimden çıktığını fark ettiler.

Gece boyunca oğlumu emzirdim ama sütüm azdı ve bebeğim doymuyordu. Gece ilerlerken hemşireler mama hazırladılar ve içirdik oğluma. Sabaha karşı bir daha mama verdik. Bir yandan da emzirmeye de devam ediyordum. Sabah dokuz da yine oğlumu emzirirken çocuk doktoru kontrole geldi. Bebeği muayene etmeden “Ne güzel, emmeye başlamış dedi ve benim zaten bildiğim bir sürü şey anlatıp gitti.

Öğleden sonra hastaneden çıktık ancak oğlum sürekli uyuyor, emzirmeye çalışsam da emmiyordu. Annemlere gittiğimizde başta kızım olmak üzere herkes heyecanla bizi bekliyordu. Bense çok yorgun ve uykusuzdum. Biraz dinlenmek umuduyla oğlumla beraber yattık. Bebeğimin çığlığıyla uyandım. Bir terslik vardı. Tekrar emzirmeye çalıştım ama yine emmedi. On dakika sonra bebeğimi n gözleri aşağı kaymış, çenesi kilitlenmişti ve nefes almıyordu. Hemen ağzını açmaya çalıştım. 5 saniye sonra tekrar çığlık çığlığa ağlamaya başladı.

Bulunduğumuz yer Denizli il merkezine 55 km mesafedeydi. Bir an acaba ilçe hastanesine mi gitsek yoksa Pamukkale Üniversitesi Hastanesine mi diye konuştuk ve üniversite hastanesine gitmeye karar verdik. (verdiğimiz en doğru kararlardan biriymiş.) hemen arabaya binip kızımı ablamlara bırakıp yola çıktık. 55 km’lik yolu (kızımı bırakmak ta dahil) 20 dakikada alıp hastaneye ulaştık. Yolda oğlum 5-6 kez daha nöbet geçirdi.

Çocuk acil kısmına giriş yapıp bebeğimi sedyeye yatırdığımda hemşire nasıl nöbet geçirdiğini sordu. Anlatmaya başladığım anda bebeğim hemşirenin elleri arasında tekrar nöbet geçirdi. Allah’ım ne kadar küçüktü ve başı önüne düşmüş, tepkisizdi. O an hala gözümün önünden gitmiyor. Hemşire hemen oksijen maskesi taktı.

Bir aile ( yanımızdaki sedyede) çamaşır suyu içen 4 yaşlarındaki oğulları için “Bizimle ne zaman ilgileneceksiniz?” diye sorunca hemşire “Bir dakika bu bebeğin durumu çok ciddi” diyerek bebeğimi başka bir odaya götürdü. O an ayaklarımın bağı çözüldü ve gözyaşlarımı daha fazla tutamadım.

Odaya sürekli birileri girip çıkıyordu. Bizse eşimle kapının önünde sarılmış ağlıyorduk. Ne kadar geçti bilmiyorum. Bir bayan doktor çıktı ve bebeğimizin şekerinin çok düştüğünü, normalde alt sınır 45 iken bebeğimin 26ya indiğini, bu yüzden nöbet geçirdiğini söyledi. Hemen müdahale edip 45e yükseltmişlerdi ve yoğun bakıma çıkarmışlardı. Ancak geçirdiği nöbetler yüzünden beyin kanaması geçirmiş olabilir, ultrasonla bakacağız dedi. O anki hislerimi anlatmam mümkün değil.

Yoğun bakıma çıktık ve başka bir doktorun sorularını cevapladık. Normalde böyle bir durum anne şeker hastasıysa ya da hamilelik şekeri varsa olurmuş ancak bende böyle bir şey söz konusu değildi. Bu arada ultrason çekilmişti ve beyin kanaması yoktu. Biraz olsun rahatladık.
O geceyi eşim arabada geçirdi bense anne odası adı verilen üç kanepenin olduğu penceresiz bir odada geçirdim. Henüz sezaryen olalı 36 saat bile olmamıştı ve ben kanepeye oturmakta bile güçlük çekiyordum.

Yoğun bakımda ziyaret saat 12-13 arası idi. Ertesi gün 12.30 gibi içeriye girdiğimde gözyaşlarımı tutamadım. Oğlum kuvözde, ağzına bir hortum bantlanmış, her yerine kablolar ve hortumlar takılmış, kolunda ve ayaklarında yara bantlarıyla uyuyordu.



Uzun boylu bir doktor gelip durumunun kritik olduğunu, damardan sürekli saf şeker verilmesine rağmen kan şekerini 50nin üstüne çıkaramadıklarını, ümit veremeyeceğini söyledi. Yıkılmıştım. O kadar küçüktü ve bana muhtaçtı ki. Ama ben sadece camın arkasından 15 dakika izleyebildim onu, dokunamadım bile.

O gece yine hastanede kaldık. Göremeyeceğimizi biliyorduk ama gidemiyorduk. Ben karnımdaki ağrılardan dolayı yürüyemez hale gelmiştim. Öyle ki doğum yapmamış gibi şiştim hala. Ama 3 saat uğraşmamıza rağmen bie ağrı kesici iğne yaptıramadık.

Ertesi gün ziyarete girdiğimde (sonradan bölüm başkanı olduğunu öğrendiğim) bir bayan doktor, oğlumun durumunun gayet iyi olduğunu ve mutlaka tedavi edeceklerini söyleyerek ümit verdi bana. Meğer uzun doktor ( diğer anneler bu adı takmıştı) herkese bu şekilde ümit kırıcı konuşurmuş. İçimize su serpilmişti. Orada beklememizin bir faydası olmayacağını düşünerek annemlere gitmeye karar verdik. Aklım bir yandan da kızımdaydı. Yavrum kardeşini 1-2 saat anca görmüştü ve biz oradayken yanımıza gelmişti ama üç gecedir benden ayrı uyuyordu.

Eve gittik ve ben üç saatte bir sütümü sağarak dondurmaya başladım. Her gün o dondurulmuş sütlerle beraber ziyaretine gidiyorduk. Bu arada çeşitli testler yapılıyordu. Sebebini bilmiyorlardı ama göbek bağındaki düğünlerden kaynaklanabileceğini söylediler.  Pankreası fazla çalışıyor ve fazla insülin salgılıyordu. Hatta o kadar ki kolundan verilen şeker henüz kalbe ulaşamadan damarda tükeniyordu. Bu yüzden kalbine daha yakın bir yerden şeker vermeleri gerekti ve göbek deliğine küçük bir operasyon yaparak katater takıldı. Yani göbeği düşmeden kesildi miniğimin.

4. gün bir ilaç tedavisine başlandı. İlaç Türkiye’de yoktu. Yurt dışından getirilmesi gerekiyordu. Ellerinde bulunan birkaç taneyle başladılar ancak 1/3 oranında çocuğun bu ilaca tepki verdiğini ve çok ümitlenmememiz gerektiğini söylediler. Gerekli başvuruları yaptık ve ilacımız pazartesi günü elimizdeydi. Oğlum da yavaş yavaş ilaca tepki vermeye başlamıştı. 21 Ağustos Çarşamba günü hastaneye gitmemeye karar verdik. Yeterince süt depolanmıştı ve Cuma günü küçük bir kaza geçirdiğimiz için arabamız sanayideydi. Kızım da psikolojik olarak zor bir dönemden geçiyordu (hepimiz gibi). O günü kızıma ayıracaktık.

Saat 14te hastaneden telefon geldi. Beni bebeği emzirmem için içeri alacaklarını hemen gelip gelemeyeceğimizi sordular. Tabii ki giderdik. Hemen ödünç bir araba bulup hastaneye gittik. 10 gün sonra bebeğimi kucağıma alabildim. Ama ne yaptıysam emzirmeyi başaramadım. Biberona alışmıştı ve emmek istemiyordu. Aç kalmaması gerekiyordu, şekeri düşmemeliydi. Epey uğraştıktan sonra biberonla karnını doyurduk. Akşam 6da tekrar emzirmeye çalıştım ve yine başaramadım. Ama bir sonraki beslenmede yani akşam 9da emmeye başladı ve bir daha da biberon almadı. (hala da almıyor.)



Çok şükür o kadar üzüntüye rağmen sütüm kesilmemişti. Anne odasında kalıyordum. Bebeğim günden güne daha iyiye gitti. Bana ilaç hazırlamayı öğrettiler ve bebeğimin ilacını ben hazırlayıp vermeye başladım. Altını değiştirip gazını çıkarıyordum. Yavaş yavaş verdikleri şekeri azalttılar ve sonra tamamen kestiler. Artık sadece beni emerek besleniyordu. Saat başı şekeri kontrol ediliyordu. Topukları iğne deliklerinden şişmişti. Artık iğneleri hissetmiyordu bile. Şekeri çok çıkmıyordu ama düşmüyordu da. Ben de düşmesin diye 3 saatte bir değil 2 saatte bir gidiyordum emzirmeye. Hem de gece-gündüz. Yanında bir saate yakın kalıyordum. 



Bazen karnını doyurup gazını çıkarıyor, uyutup kuvöze yatırıyor ve biraz olsun dinlenmek için anne odasına gidiyordum. Daha yarım saat geçmeden hasta bakıcılar oğlumun çok ağladığını söyleyip çağırıyorlardı. Hemşireler sütüm az olduğu için bebeğin karnı doymuyordur, biberonla besle diyorlardı. Oysa ben biliyordum; beni istiyordu yavrum. Karnı aç olduğu için değil sevgiye aç olduğu için ağlıyordu. Benim sesimi duyduğunda, kucağıma aldığımda hemen susuyordu. Şekerinin iyi gittiğini antibiyotiği bittiğinde kan tahlillerinin yapılacağını, enfeksiyon olmazsa taburcu edileceğini söylediler. 28 Ağustos Çarşamba günü öğleden sonra taburcu ettiler yavrumu. Bu arada bana kan şekeri ölçmeyi öğrettiler. Artık ilacı, beslenmesi ve kan şekeri takibinden ben sorumluydum. 3 ay boyunca ilacına devam ettik. Günde 2-3 kez kan şekerini ölçüp kaydettik ve kontrollerimizde doktora verdik. Şeker düzeyi normal çıktığı için kilosu artmasına rağmen ilacının dozu artırılmadı. Yani yavaş yavaş azaltmış olduk. Aylık kontrollerine gittik ve kurban bayramından hemen sonra ilacını kestik. Şu an tamamen iyileşti miniğim.



Kontrollerinden birinde ( acilde ilk bizimle konuşan doktor) “Ne kadar şanslı olduğunuzu biliyor musunuz? Normalde çocuk acilde bir tane nöbetçi doktor olur ama siz geldiğinizde orada biri çocuk endokrin, ikisi yenidoğan asistanı olmak üzere 5 tane doktor vardı” dedi. O kadar kötü durumda gelip de kurtulan tek hastasının da oğlum olduğunu ekledi. Allah’a binlerce şükür ki biz o gün hiç kırmızı ışığa yakalanmadık. Bir tane kırmızı ışık bile oğlumuzun kurtulamamasına sebep olabilirdi. O anda acilde yenidoğan ve endokrin asistanları olmasaydı teşhis konulana kadar çok geç olabilirdi. Yani oğlum 2 gün içinde ecele 3 kez çalım attı. 

O bizim küçük mucizemiz.

Şu anda şükür çok sağlıklı. Geçirdiği nöbetlerden ve yoğun bakımda kalmasından dolayı bilişsel ve bedensel olarak bir hasar görünmüyor.

Hamilelere tavsiyem doğuma yanınızda şeker ölçüm cihazıyla gidin. Her hastanede bakmıyorlar. En azından 12 saatte bir bebeğinizin kan şekerini ölçün. Yenidoğanda şeker düşüklüğü çok sık rastlanan bir durummuş.







Şimdi biz yakışıklı oğlum 
ve 
güzel kızımla dünyanın en mutlu ailesiyiz.

Sevgiler

Derya ASLAN
Related posts